Admin tarafından gönderildi
16 Kasım, 2016
yorum yok
337 okuma

uzak hayatlar yaşıyoruz.

En uzak mesafeler genelde insanlarin düşünceleri arasındaydı demişlerdi. Aynı yataktakı yabancılardan korkmamız gerektiğini de.
Benliğimiz azalıyor, eşyalarımız artıyor, huzurumuz kaçıyor, ruhumuz can çekişiyor…Küçük hesaplar, büyük egolar, olmayan kişilikler..
Kirlenen eller değil, yureklerdi. Yalansız yaşanmayan herşey haramdı. Adım adım yürünen yollardan, koşa koşa geri dönülüyordu.
Tek istediğimiz sıcak bir el, samimi bir tebessüm ve yargısız bakışlar.. Sanırım çok şey istemiştik ve hayatın bize alırsın demek şekliydi; alışmak yokluğa.
İnandığımız tüm iyilik kuleleri, içimize çöküyor, taş yığınları kaplıyordu göğüs kafesini. Ne kadar zor olabilirdi, çatlaklardan sızan acıyı dindirmek…
Yemek tarifi kitaplarından yapılan yemeklerden daha tatsızdı gönül muhabbetleri. Gönül daha çok kız çocuk verilen isim olarak değiştirilecekti sözlüklerde ki anlamı.
“Seviyorum” demek büyük marifetti, anlamını bilmeden en çok kullandığımız cümleler listesinde oy birliğiyle ilk sıraya yazılmıştı, biraz da ordan mı ezber kalmıştı ki…

Gözlerin daldıkca t`uzaklara, yanılsamalar büyüsü kaplıyor ruhu. Bile bile aldanmak olur muydu?
En çok, en derin, en deli, en has, en de en… b`en, s`en ama ”biz” yok. Hep yok, hiç var. Sen varsın biz yokuz..
Sihir yok ama sihirbazlar var ? Seven var sevilen yok? Gül yok, bahçe var ? Ev var, yuva yok…
Gönülden gönüle gidilen yol var, yolcu yok.. Yol da uzun, karanlık ve tenha…

ETİKETLER


Bir Yorum Yazmak İstermisiniz ?